Aşk İşidin ey yârenler Kıymetli nesnedir aşk Değmelere bitinmez Hürmetli nesnedir aşk Dağa düşer kül eyler Gönüllere yol eyler Sultanları kul eyler Hikmetli nesnedir aşk Kime kim vurdu ok Gussa ile kaygu yok Feryad ile âhı çok Firkatli nesnedir aşk Denizleri kaynatır Mevce gelir oynatır Kayaları söyletir Kuvvetli nesnedir aşk Miskin Yunus neylesin Derdin kime söylesin Varsın dostu toylasın Lezzetli nesnedir aşk |
Yunus Emre |
31 Ekim 2011 Pazartesi
Aşk
25 Ekim 2011 Salı
Iğdır lı onbaşı Hasan...
İlhan Bardakçı’nın Kudüs’te yaşadığı bir hatıra ilginç ve bir o kadar da ibret vericidir:
Mevki Kudüs. Mekân Mescid ül Aksa, Tarih 21 Mayıs 1972 Cuma. Ben ve gazeteci arkadaşım rahmetli Said Terzioğlu, İsrail Dışişleri rehberlerinin yardımı ile bu mübarek makamı dolaşıyoruz.
Kudüs Kapalı Çarşısı’nda rüzgâr gibi dolanan entarili kahvecilerin ellerindeki askılara çarpmadan biraz yürüdünüz mü, önünüze çıkan kapı sizi Mescid ül Aksa’nın önüne kavuşturur. Mirac mucizesinin soluklanıldığı ilk Kıble’mize yani... Hemen oracıkta, ilk avlu vardır ki, hâlâ bizim lâkabımızla anılır. “12 bin şamdanlı avlu” derler oraya. Yavuz Selim 30 Aralık 1517 Salı günü Kudüs’ü devlete katmıştır da, ortalık kararmıştır. Yatsı namazını o avluda kılar. Kendisi ve bütün ordu beraber. Şamdanları yakarlar. Tam 12 bin şamdan... O isim oradan kalmadır. Sekiz on basamaklı geniş merdiveni adımladınız mı, o mukaddes Mescid’in bağdaş kurduğu ikinci avluya ulaşırsınız.
Onu o merdivenin başında gördüm. İki metreye yakın bir boy... İskeletleşmiş vücudu üzerinde bir garip giysi... Palto?.. Hayır, kaput, pardösü veya kaftan?.. Değil. Öyle bir şey, işte.
Başındaki kalpak mı, takke mi, fes mi? Hiçbsirisi değil. Oraya dimdik, dikilmiş. Yüzüne baktım da, ürktüm. Hasadı yeni kaldırılmış kıraç toprak gibi. Yüz binlerce çizgi, kırışık ve kavruk bir deri kalıntısı.
Yanımda İsrail Dışişleri Bakanlığı Daire Başkanı Yusuf var. Bizim eski vatandaşımız. İstanbullu. “Kim bu adam?” dedim.
Lâkaydi ile omuz silkti. “Bilmem.” diye cevap verdi. “Bir meczup işte. Ben bildim bileli, yıllardır burada dururmuş. Çakılı gibi, hâlâ duruyor ya... Kimseye bir şey sormaz. Kimseye bakmaz, kimseyi görmez.”
Kan mı çekti nedir?
Nasıl, neden, niçin hâlâ bilmiyorum. Yanına vardım. Türkçe “Selâmünaleyküm baba.” dedim.
Torbalanmış göz kapaklarının ardında sütrelenmiş gibi jiletle çizilmişçesine donuk gözlerini araladı. Yüzü gerildi. Bana, bizim o canım Anadolu Türkçemizle cevap verdi:
- Aleykümüsselâm oğul...
Donakaldım. Ellerine sarıldım, öptüm öptüm...
- Kimsin sen, baba? dedim.
Anlattı ki, ben de size anlatacağım.
Ama evvelâ biliniz. O canım Devlet çökerken, biz Kudüs’ü 401 yıl 3 ay 6 günlük bir hakimiyetten sonra bırakırız. Günlerden 9 Aralık 1917 Pazar günüdür. Tutmaya imkân yok. Ordu bozulmuş, çekiliyor, Devlet, zevalin kapısında. İngiliz girinceye kadar geçen zaman içinde yağmalanmasın diye oraya bir artçı bölük bırakırız. Âdet odur ki kenti zapteden galip, asayiş görevi yapan yenik ordu askerlerine esir muamelesi yapmaz.
Anlattı, dedim ya. Gerisini tamamlayayım.
- Ben, dedi, Kudüs’ü kaybettiğimiz gün buraya bırakılan artçı bölüğünden...
Sustu. Sonra, elindeki silahın namlusuna sürdüğü fişekleri ateşler gibi zımbaladı:
- Ben, o gün buraya bırakılmış 20. Kolordu, 36. Tabur, 8. Bölük, 11. Ağır Makineli Tüfek Takım Komutanı Onbaşı Hasan’ım...
Yarabbi. Baktım, bir minare şerefesi gibi gergin omuzları üzerindeki başı, öpülesi sancak gibiydi...
Ellerine bir kerre daha uzandım. Gürler gibi mırıldandı:
- Sana, bir emanetim var oğul. Nice yıldır saklarım. Emaneti yerine teslim eden mi?
- Elbette, dedim, buyur hele...
Konuştu:
- Memlekete avdetinde yolun Tokat Sancağı’na düşerse... Git, burayı bana emanet eden kumandanım Kolağası (Önyüzbaşı) Musa Efendi’yi bul. Ellerinden benim için bus et (öp). Ona de ki...
Sonra, kumandanı olduğu takımın makinelisi gibi gürledi:
- O’na de ki, gönül komasın. Ona de ki, “11. Makineli Takım Komutanı Iğdırlı Onbaşı Hasan, o günden bu yana, bıraktığın yerde nöbetinin başındadır.
Tekmilim tamamdır kumandanım. dedi” dersin...
Öleyazdım.
Sonra yine dineldi. Taş kesildi. Bir kez daha baktım. Kapalı gözleri ardından, dört bin yıllık Peygamber Ocağı ordumuzun serhat nöbetçisi gibiydi. Ufukları gözlüyordu. Nöbetinin başında idi. Tam 55 yıl kendisini unutuşumuzdaki nadanlığımıza rağmen devletine küsmemişti
29 Eylül 2011 Perşembe
CUMA GÜNÜNE ÖZEL FARKLI TATLAR...
RABBİMİZ!!!
İbadetlerimizin adete dönüsmesinden sana sıgınırız.
Bize itaatin ve ibadetin hazzını tattır.
"Ben yaptım oldu " demekten koru bizi.
Kitabına uyduranlardan degil, kitaba uyanlardan kıl bizi...
İbadetlerimizin adete dönüsmesinden sana sıgınırız.
Bize itaatin ve ibadetin hazzını tattır.
"Ben yaptım oldu " demekten koru bizi.
Kitabına uyduranlardan degil, kitaba uyanlardan kıl bizi...
Dualarınız kabul,yaşantınız Allah yolunda ve hayır ile dolu dolu olsun İnşallah.!!
Aradim tüm meclisleri kildim ilmi talep;
Dediler ilim en sonda önce gerek Edep...
Dediler ilim en sonda önce gerek Edep...
Hayat Dediğin Bir Çay, İnsan İse Sadece Şeker... Karıştırdıkça Hayattan Tat Aldığını Sanırsın... Oysa ki Hayatın Seni Erittiğini Çay Bitince anlarsın!!!
Her Şerrin altında bir hayır vardır
"Belki sevmediğiniz şey, hakkınızda hayırlıdır" (Bakara Sûresi, 2:216)
Bir gün okyonusta yol alan bir gemi kaza geçirerek battı.Gemiden tek bir kişi sağ kurtuldu.Dalgalar bu adamı küçük ıssız bir adaya kadar sürükledi.Adam ilk günler kendisini kurtarması için Allah'a yakardı ve yardım bulurum umuduyla ufka baktı.Ama ne gelen oldu ne de giden.Daha sonra rüzgardan,yağmurdan ve zararlı hayvanlardan korunmak için ağaç dallarından bir ev yaptı.Sahilde bulduğu,gemiden arta kalan konserve,pusula vs.gibi eşyaları bu kulübeye koydu.Günler hep aynı şekilde geçiyordu.Balık avlıyor pişirip yiyor ufku gözlüyor kendisini kurtarması için Allah'a dua ediyordu.
Birgün tatlı su getirmek için yürüyüşe çıkmıştı,geri döndüğünde kulübesinin alevler içinde yandığını gördü.Duman dans ede ede göğe yükseliyordu.Başına gelebilecek en kötü şeydi bu.Keder ve öfke içinde donakaldı.Şimdi bu ıssız adada başını sokabileceği bir kulübesi bile kalmamıştı.
Allah'ım bana bunu nasıl yapabildin?"diye feryat etti.ogeceyi üzüntü ve keder içinde geçirdi.O kadar dua ettiği halde Allah'a,bu olayı başına getirmesinden dolayı sitemler etti.
Ertesi sabah erken saatlerde,adaya yaklaşmakta olan bir geminin düdük sesiyle uyandı.Onu kurtarmaya geliyorlardı!Artık kurtulmuştu.
"Benim burada olduğumu nasıl anladınız?"diye sordu bitkin adam kendisini kurtaranlara.
Cevap onu hem şaşırttı,hem de utandırdı.
"Belki sevmediğiniz şey, hakkınızda hayırlıdır" (Bakara Sûresi, 2:216)
Bir gün okyonusta yol alan bir gemi kaza geçirerek battı.Gemiden tek bir kişi sağ kurtuldu.Dalgalar bu adamı küçük ıssız bir adaya kadar sürükledi.Adam ilk günler kendisini kurtarması için Allah'a yakardı ve yardım bulurum umuduyla ufka baktı.Ama ne gelen oldu ne de giden.Daha sonra rüzgardan,yağmurdan ve zararlı hayvanlardan korunmak için ağaç dallarından bir ev yaptı.Sahilde bulduğu,gemiden arta kalan konserve,pusula vs.gibi eşyaları bu kulübeye koydu.Günler hep aynı şekilde geçiyordu.Balık avlıyor pişirip yiyor ufku gözlüyor kendisini kurtarması için Allah'a dua ediyordu.
Birgün tatlı su getirmek için yürüyüşe çıkmıştı,geri döndüğünde kulübesinin alevler içinde yandığını gördü.Duman dans ede ede göğe yükseliyordu.Başına gelebilecek en kötü şeydi bu.Keder ve öfke içinde donakaldı.Şimdi bu ıssız adada başını sokabileceği bir kulübesi bile kalmamıştı.
Allah'ım bana bunu nasıl yapabildin?"diye feryat etti.ogeceyi üzüntü ve keder içinde geçirdi.O kadar dua ettiği halde Allah'a,bu olayı başına getirmesinden dolayı sitemler etti.
Ertesi sabah erken saatlerde,adaya yaklaşmakta olan bir geminin düdük sesiyle uyandı.Onu kurtarmaya geliyorlardı!Artık kurtulmuştu.
"Benim burada olduğumu nasıl anladınız?"diye sordu bitkin adam kendisini kurtaranlara.
Cevap onu hem şaşırttı,hem de utandırdı.
-"DUMANLA VERDİĞİNİZ İŞARETİ GÖRDÜK!"-
Zalimlere ders olsun…
Biz sussak mesele kalmayacak
Halbuki biz sussak, tarih susmayacak..
Tarih sussa, hakikat susmayacak.
Onlar sanıyorlar ki, bizden kurtulsalar mesele kalmayacak.
Halbuki bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar.
...Vicdan azabından kurtulsalar,
Tarihin azabından kurtulamayacaklar.
Tarihin azabından kurtulsalar,
Allah'ın gazabından kurtulamayacaklar."
Halbuki biz sussak, tarih susmayacak..
Tarih sussa, hakikat susmayacak.
Onlar sanıyorlar ki, bizden kurtulsalar mesele kalmayacak.
Halbuki bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar.
...Vicdan azabından kurtulsalar,
Tarihin azabından kurtulamayacaklar.
Tarihin azabından kurtulsalar,
Allah'ın gazabından kurtulamayacaklar."
SEZAİ KARAKOÇ
26 Eylül 2011 Pazartesi
ANNECİĞİM.
Anneciğim Ak saçlı başını alıp eline, Kara hülyalara dal anneciğim! O titrek kalbini bahtın yeline, Bir ince tüy gibi sal Sanma bir gün geçer bu karanlıklar, Gecenin ardında yine gece var; Çocuklar hıçkırır, Yaşlı gözlerinle kal Gözlerinde aksi bir derin hiçin, Kanadın yayılmış, çırpınmak için; Bu kış yolculuk var, diyorsa için, Beni de beraber al |
Necip Fazıl Kısakürek |
23 Eylül 2011 Cuma
AHDE VEFA...
Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkânı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi varmış ne de parası. Günler boyu iş aramış ama bulamamış... Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini...
Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş. Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam,
"Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer" diye söylenmiş.
Zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş. Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar,
"Zavallı adamcağız kim bilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?" diye düşünmeye başlamış.
Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş. Yaşlı işadam, terzinin yanına yaklaşıp,
"Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim" deyince,
"Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş" diye yanıt vermiş terzi.
Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş.
"Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?" diye soran yaşlı adam,
"Ben terziyim" yanıtını alınca
"Benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın" diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi.
Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaşlı adam, terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiş. Bunun karşılığında tek istediği kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş. Terzi yeniden bir işe hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış. Bu arada yaşlı işadamı da desteğini esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş.. Küçük dükkân önce kocaman bir modaevine dönüşmüş, sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya başlamış. Terzi artık "ünlü işadamı" diye anılır olmuş.
Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş. Terzi çok büyük bir iş bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra yaşlı adam birden fenalaşmış, kalp krizi geçiriyormuş. Hemen bir ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmasını sağlamış. Yeni işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş. Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü yaşlı adamı ziyarete gidememiş.
Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu sefer de utancından yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış. Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkan kalmış. Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş hemen nerede hata yaptığını sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş.
Ve başlamış anlatmaya:
"Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş.
Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş. Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül ona
"Senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın" demiş.
Gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış. Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladığında ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış.
Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış. Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu. Keşke güzel giysiler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın..."
Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiş terzi, çünkü söyleyecek bir sözü yokmuş...
Dostluk iplerinizi koparmamanız dileğiyle.......
Yalnızlığa dayanırım da, bir başınalığa asla,
Yaşlanmak hoş değil, duvarlara baka baka.
Bir dost göz arayışıyla,
Saat tıkırtısıyla...
Korkmam geçinip gideriz biz mutlulukla,
Ama;
''Günün aydın, akşamın iyi olsun'' diyen biri olmalı.
Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda.
Yoksa zor değil, hiç zor değil,
Demli çayı bardakta karıştırıp,
Bir başına yudumlamak doyasıya.
Ama ''Çaya kaç şeker alırsın?''
Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra...
Gözler arasındaki ilişkiyi biliyor musun? Onlar birlikte göz kırparlar, birlikte ağlarlar, her şeyi birlikte görürler ve birlikte uyurlar. Buna rağmen asla birbirlerini görmezler. Arkadaşlık bunun gibi olmalı. Arkadaşsız hayat cehennem gibidir.
Arkadaşın kim? Bunu bütün arkadaşlarına gönder. Onlardan biriysem bana da gönder.
Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş. Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam,
"Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer" diye söylenmiş.
Zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş. Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar,
"Zavallı adamcağız kim bilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?" diye düşünmeye başlamış.
Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş. Yaşlı işadam, terzinin yanına yaklaşıp,
"Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim" deyince,
"Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş" diye yanıt vermiş terzi.
Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş.
"Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?" diye soran yaşlı adam,
"Ben terziyim" yanıtını alınca
"Benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın" diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi.
Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaşlı adam, terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiş. Bunun karşılığında tek istediği kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş. Terzi yeniden bir işe hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış. Bu arada yaşlı işadamı da desteğini esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş.. Küçük dükkân önce kocaman bir modaevine dönüşmüş, sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya başlamış. Terzi artık "ünlü işadamı" diye anılır olmuş.
Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş. Terzi çok büyük bir iş bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra yaşlı adam birden fenalaşmış, kalp krizi geçiriyormuş. Hemen bir ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmasını sağlamış. Yeni işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş. Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü yaşlı adamı ziyarete gidememiş.
Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu sefer de utancından yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış. Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkan kalmış. Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş hemen nerede hata yaptığını sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş.
Ve başlamış anlatmaya:
"Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş.
Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş. Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül ona
"Senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın" demiş.
Gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış. Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladığında ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış.
Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış. Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu. Keşke güzel giysiler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın..."
Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiş terzi, çünkü söyleyecek bir sözü yokmuş...
Dostluk iplerinizi koparmamanız dileğiyle.......
Yalnızlığa dayanırım da, bir başınalığa asla,
Yaşlanmak hoş değil, duvarlara baka baka.
Bir dost göz arayışıyla,
Saat tıkırtısıyla...
Korkmam geçinip gideriz biz mutlulukla,
Ama;
''Günün aydın, akşamın iyi olsun'' diyen biri olmalı.
Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda.
Yoksa zor değil, hiç zor değil,
Demli çayı bardakta karıştırıp,
Bir başına yudumlamak doyasıya.
Ama ''Çaya kaç şeker alırsın?''
Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra...
Gözler arasındaki ilişkiyi biliyor musun? Onlar birlikte göz kırparlar, birlikte ağlarlar, her şeyi birlikte görürler ve birlikte uyurlar. Buna rağmen asla birbirlerini görmezler. Arkadaşlık bunun gibi olmalı. Arkadaşsız hayat cehennem gibidir.
Arkadaşın kim? Bunu bütün arkadaşlarına gönder. Onlardan biriysem bana da gönder.
20 Eylül 2011 Salı
ÖĞRENDİM Kİ...
Öğrendim ki…Güveni geliştirmek yıllar alıyor, yıkmak bir dakika.
Öğrendim ki…Hayatında nelere sahip olduğun değil kiminle olduğun önemli.
Öğrendim ki… Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün, ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.
Öğrendim ki… Kendini en iyilerle kıyaslamak değil, kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.
Öğrendim ki… İnsanların basına ne geldiği değil, o durumda ne yaptıkları önemli.
Öğrendim ki… Ne kadar küçük dilimlersen dilimle her işin iki yüzü var.
Öğrendim ki… Olmak istediğim insan olabilmem çok vakit alıyor.
Öğrendim ki… Karşılık vermek, düşünmekten çok daha basit.
Öğrendim ki… Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek, hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.
Öğrendim ki…”Bittim” dediğin andan itibaren pilinin bitmesine daha çok var.
Öğrendim ki… Sen tepkilerini kontrol edemezsen, tepkilerin hayatını kontrol eder.
Öğrendim ki… Kahraman dediğimiz insanlar bir şey yapılması gerektiğinde, yapılması gerekeni şartlar ne olursa olsun yapanlar.
Öğrendim ki… Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.
Öğrendim ki… Bazı insanlar sizi çok seviyor ama, bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.
Öğrendim ki… Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz, bazıları hiç karşılık vermiyor.
Öğrendim ki… Para ucuz bir başarı.
Öğrendim ki… Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları kaldırmak için elini uzatır.
Öğrendim ki… İki insan aynı şeye bakıp tamamen farklı şeyler görebilir.
Öğrendim ki… Aşık olmanın ve aşkı yasamanın çok çeşidi vardır.
Öğrendim ki… Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar daha uzun yol yürüyor.
Öğrendim ki… Hiç tanımadığın insanlar, iki saat içinde, senin hayatını değiştirebilir.
Öğrendim ki… Duvarda asılı diplomalar insanı insan yapmaya yetmez.
Öğrendim ki… Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.
Öğrendim ki… Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez. Gerçek aşkların da!
Öğrendim ki…Tecrübenin kaç yaş günü partisi yasadığınızla ilgisi yok, Ne tür deneyimler yaşadığınızla var.
Öğrendim ki… Aile hep insanın yanında olmuyor. Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz. Aile her zaman biyolojik değil.
Öğrendim ki… Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir. Onları affetmek gerekir.
Öğrendim ki… Bazen başkalarını affetmek yetmiyor. Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.
Öğrendim ki… Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.
Öğrendim ki… Şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş olabilir. Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.
Öğrendim ki… İki kişi münakasa ediyorsa, bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez. Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.
Öğrendim ki… Her problem kendi içinde bir fırsat saklar. Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.
Öğrendim ki… Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.
Öğrendim ki… Bir insanı kazanmak çok zor, ama kaybetmek çok kolay.
Öğrendim ki…Hayatında nelere sahip olduğun değil kiminle olduğun önemli.
Öğrendim ki… Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün, ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.
Öğrendim ki… Kendini en iyilerle kıyaslamak değil, kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.
Öğrendim ki… İnsanların basına ne geldiği değil, o durumda ne yaptıkları önemli.
Öğrendim ki… Ne kadar küçük dilimlersen dilimle her işin iki yüzü var.
Öğrendim ki… Olmak istediğim insan olabilmem çok vakit alıyor.
Öğrendim ki… Karşılık vermek, düşünmekten çok daha basit.
Öğrendim ki… Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek, hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.
Öğrendim ki…”Bittim” dediğin andan itibaren pilinin bitmesine daha çok var.
Öğrendim ki… Sen tepkilerini kontrol edemezsen, tepkilerin hayatını kontrol eder.
Öğrendim ki… Kahraman dediğimiz insanlar bir şey yapılması gerektiğinde, yapılması gerekeni şartlar ne olursa olsun yapanlar.
Öğrendim ki… Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.
Öğrendim ki… Bazı insanlar sizi çok seviyor ama, bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.
Öğrendim ki… Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz, bazıları hiç karşılık vermiyor.
Öğrendim ki… Para ucuz bir başarı.
Öğrendim ki… Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları kaldırmak için elini uzatır.
Öğrendim ki… İki insan aynı şeye bakıp tamamen farklı şeyler görebilir.
Öğrendim ki… Aşık olmanın ve aşkı yasamanın çok çeşidi vardır.
Öğrendim ki… Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar daha uzun yol yürüyor.
Öğrendim ki… Hiç tanımadığın insanlar, iki saat içinde, senin hayatını değiştirebilir.
Öğrendim ki… Duvarda asılı diplomalar insanı insan yapmaya yetmez.
Öğrendim ki… Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.
Öğrendim ki… Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez. Gerçek aşkların da!
Öğrendim ki…Tecrübenin kaç yaş günü partisi yasadığınızla ilgisi yok, Ne tür deneyimler yaşadığınızla var.
Öğrendim ki… Aile hep insanın yanında olmuyor. Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz. Aile her zaman biyolojik değil.
Öğrendim ki… Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir. Onları affetmek gerekir.
Öğrendim ki… Bazen başkalarını affetmek yetmiyor. Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.
Öğrendim ki… Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.
Öğrendim ki… Şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş olabilir. Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.
Öğrendim ki… İki kişi münakasa ediyorsa, bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez. Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.
Öğrendim ki… Her problem kendi içinde bir fırsat saklar. Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.
Öğrendim ki… Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.
Öğrendim ki… Bir insanı kazanmak çok zor, ama kaybetmek çok kolay.
15 Eylül 2011 Perşembe
HATİM DUASI
Yâ Rabbi! Dile getirdiğimiz her türlü eşsiz hamd ve sena ancak Sana mahsusdur. Bütün salat ü selamlar; rahmet ve selametlikler, iki cihan güneşi, baslarımızın tacı Rahmeten lil'âlemin, ResûI-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem Seyyidina-Ebe'l-Kaasım Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz ve O'nun bütün âl ve ashabına olsun.
"0l! emriyle; bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen sayısız alemleri yaratan; "Yok 0l!" emriyle de, her şeyi bir anda yok etme gücüne sahib olan, alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Yüce Allah’ım! "Bana dua edin, duanızı kabul edeyim" buyurdun. Biz de; huzuruna geldik, boynumuzu büktük, ellerimizi Sana açtık. Seni Rahim, Gafur biliyoruz. Rahmet ve Gufran ism-i şerifinle tecelli eyle, ellerimizi boş döndürme Yâ Rabbi! Kur'an-ı Kerim'in bereketi ile ve alemlere rahmet olarak gönderdiğin sevgili Peygamberimizin hürmeti ile bizleri af eyle, ey Kerim; bizleri affet yâ Rahim. Allah’ım! Bizleri Kur’an-ı Kerim'in zineti ile süsle. O'nun kerameti ile mükerrem eyle ve şerefiyle şereflendir.
Yâ Rabbi! Okuduğumuz hatm-i şerifi dergah-i ulûhiyyetinde kabul eyle. Kur’an-ı Kerim'in her harfi için bizlere sevap yaz. Okurken yaptığımız hataları bağışla, tam ve mükemmel okumuş gibi kabul buyur. Kur'an-ı Kerim'i kalblerimize nur eyle, Cennet yolumuzu aydınlat.
Yâ Rabbi! Biz, ancak Sana ibadet ve yalnız Sana kulluk ederiz. Ancak, Senin için namaz kılar ve yalnız Sana secde ederiz. Yalnız sana yalvarır, ancak Sana koşar ve Sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. ibadetlerimizi sevinçle ve arzu ile yaparız. Yasak ettiklerini yapmaz ve azabından korkarız. Sen'den, bizlere rahmet ve ihsanının bol olmasını dileriz yâ Rahim.
Allah’ım! Bizlerden eksiksiz ibadet ve tâat bekliyorsun. Bunlara, ancak Senin sonsuz yardımınla sahip olabiliriz. Öyle ise; bize, Senin hoşnutluğunu kazandıracak, kusursuz ibadet ve tâatde bulunma imkanını bahşeyle!
Allah’ım! Vermiş olduğun nimetlerin elimizden çıkmasından, sağlık ve dirliğimizin bozulmasından, beklenmedik felaketlerden ve gazabının her türlüsünden ancak Sana sığınırız. Biz, aciz kullarının dualarını kabul eyle yâ Rabbi!
Yâ Rabbi! Bizleri, Kur'ân'ın hidayeti ile yola getir. Onun faziletiyle derecelerimizi yükselt. Kur’an-ı Kerim'in tilavetiyle günahlarımızı affet.
Ey bağışlaması ve ihsanı sonsuz olan Allah’ım! Ayıplarımızı ört, kalplerimizi pak eyle; hastalarımıza şifa; dertlilerimize deva, borçlarımızı ödemek imkanı ver. Din ve dünya işlerimizi islah eyle Yâ Rabbi!
Ey yerleri ve gökleri yaratan, gizli ve açık her şeyi hakkıyla bilen ve bütün varlıkların biricik sahibi olan Allah’ım! Gerçek bilir ve bildiririz ki, Sen'den başka Allah yoktur. Bizleri nefsimizin çılgın istek ve arzularından muhafaza eyle. Şeytan’ın bozguncu telkinlerinden Sana sığınırız. Allah’ım!Gönlümüzü, bütün azalarımızı sönmez, sonsuz nurunla aydınlat.
Yâ Rabbi! Bize, küfre açık kapı bırakmayan eksiksiz bir iman nasip eyle. Allah’ım! Bizi, yolunu şaşıran ve saşırıtanlardan değil, hidayete eren ve hidayete eriştiren kullarından eyle.
Yâ Rabbi! Görüşümüz kıt, gücümüz çok az; bu yüzden rahmetine ta'rifsiz derecede muhtacız. Ey her şeye Kadir, gönüllere şifa veren Allah’ım! Sen'den rahmetini dileriz. Duâmızı kabul eyle.
Yâ Rabbi! Maksadımız Sen’sin. Biz her isimizde Seni, her şeyde Seni kasd ederiz. Yalnız Seni isteriz. Bütün isteğimiz de, Senin bizden razı olmandır. Bizi, sevgili kullarından eyle Allah’ım!
Yâ Rabbi! Bizleri, iyilik yaptığında sevinen, kötülük yaptığında hemen pişman olup Sen’den afv dileyen seçkin kullarından eyle. Allah’ım! Bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz bütün günahlarımızı bağışla, çok bol olan rahmetini bizlerden esirgeme.
Yâ Rabbi! Bütün işlerimizin sonunu hayr eyle; dünyada rezil olmaktan, Ahiret’te de azabından muhafaza eyle.
Allah'ım! Bizi dirlik ve doğruluk üzere yaşat, aramızdaki sevgi bağlarını güçlendir, kalblerimizi ayni görüş ve düşünüş halkası içinde birleştir. Dinden, imandan, doğruluktan, Sana ibadet ve taatdan ayırma Yâ Rabbi!
Yâ Rabbi! Bizleri, verdiğin ni'metlere karsi sükür borcunu yerine getiren; nimetlerin karşısında nankörlük değil, bol bol hamd eden kullarından eyle, üzerimizden nimetlerini eksiltme, Allah’ım!
Allah’ım Son nefesde, ölümün aklı baştan gideren acılarından bizi koru. "La ilahe illâllah Muhammedün Resûlüllah" Ve "Eşhedü en la ilahe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh" diyerek, ruhumuzu teslim etmemizi nasib eyle Yâ Rabbi!
Hâsıl olan sevabı; Hazret-i Adem'den Hazret-i Fahr-i Alem Muhammed Mustafa sallallahüaleyhi ve sellem'e kadar gelip geçen bütün Peygamberan-i ilzam ve Rusûl-i kiram aleyhim'üssalâtü vesselam hazretlerinin ervah-i pâk-i tayyibelerine hediyye eyledik, ikram eyle Yâ Rabbi!
ÂI-i Ezvac-i Tahirat, ashab-i Güzin, Ensar ve Muhâcirin, Tabi'iyn, Tebe'i-tabi'iyn, Eimme-i Müctehid’in, ridvânullahi tealâ aleyhim ecma'iyn hazretlerinin de ervah-i pâk-i tayyibelerine hediyye eyledik. Sen vâsıl eyle yâ Rabbi!.
Müfessirin, muhaddisin, muhakkikin, ulema-i amilin, kurra-i kâmilin, meşâyih-i vasilin, sulehâ-i salihin, ağniyâ-i şâkirin, fukara-i sâbirin, gurebâ-i müslimin, hattatin, huffaz, tullab ve cemi-i hamele-i Kur’an-ı Kerim nevverallahü merâkidehüm ve ce'alel cennete me'vahüm efendilerimizin de ervah-ı pâk-i tayyibelerine hediyye eyledik, Sen kabul eyle Yâ Rabbi!
Bütün ehl-i imam ile Ehlullah'in ve Evliyaullah'in da ervah-i pak-i tayyibelerine hediyye eyledik, Sen vasil eyle Yâ Rabbi!
Velhâsıl; şu âna kadar dâr-i Dünyâ'dan dar-i Ukba'yâ irtihâI ve intikal eden bütün mü'minin-i mü'minat; müslimin-i müslimat, ma'sûmin-i ma'sûmat, mazlumin-i mazlumât, kaffe-i ehl-i imanin da ruhlarına hediyye eyledik, Sen kabul eyle Yâ Rabbi!
Cümlemizin kalbine İslam nurunu, Kur'an hidayetini ver. Cümlemizi Islam’a bağla, bizleri Müslüman olarak yaşat, Müslüman olarak öldür. Bizleri Dünyâ ve Âhiret mutluluğuna erdir. Dünya'da mekansız, Âhiret'de imansız bırakma Yâ Rabbi!
Yâ Rabbi! Habib'in Muhammed Mustafa, Kitab’ların, bütün sevdiklerin yüzü hürmetine, bizleri dergah-i bârigâh-ı ulûhiyyetinden bos çevirme, duâlarımızı kabul eyle, yâ Gafur u yâ Gaffâr.
Amin, Amin, Amin… Bi hürmeti seyyidi'l-mürselin ve'l-hâmdülillahi Rabbi'l-Alemin.
Sübhâne rabbike rabbi'l-izzeti amma yasifûn ve selâm ün ale'l-mürselin ve'l-hamdü lillahi Rabbi'l-Alemin ..
Hayırların fethi, şerlerin def'i, ehl-i imânın selameti, insanlığın kurtuluşu, memleketimizin her türlü kötülüklerden korunması, Ümmet-i Muhammed'in selameti için EL-FATIHA.
"0l! emriyle; bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen sayısız alemleri yaratan; "Yok 0l!" emriyle de, her şeyi bir anda yok etme gücüne sahib olan, alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Yüce Allah’ım! "Bana dua edin, duanızı kabul edeyim" buyurdun. Biz de; huzuruna geldik, boynumuzu büktük, ellerimizi Sana açtık. Seni Rahim, Gafur biliyoruz. Rahmet ve Gufran ism-i şerifinle tecelli eyle, ellerimizi boş döndürme Yâ Rabbi! Kur'an-ı Kerim'in bereketi ile ve alemlere rahmet olarak gönderdiğin sevgili Peygamberimizin hürmeti ile bizleri af eyle, ey Kerim; bizleri affet yâ Rahim. Allah’ım! Bizleri Kur’an-ı Kerim'in zineti ile süsle. O'nun kerameti ile mükerrem eyle ve şerefiyle şereflendir.
Yâ Rabbi! Okuduğumuz hatm-i şerifi dergah-i ulûhiyyetinde kabul eyle. Kur’an-ı Kerim'in her harfi için bizlere sevap yaz. Okurken yaptığımız hataları bağışla, tam ve mükemmel okumuş gibi kabul buyur. Kur'an-ı Kerim'i kalblerimize nur eyle, Cennet yolumuzu aydınlat.
Yâ Rabbi! Biz, ancak Sana ibadet ve yalnız Sana kulluk ederiz. Ancak, Senin için namaz kılar ve yalnız Sana secde ederiz. Yalnız sana yalvarır, ancak Sana koşar ve Sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. ibadetlerimizi sevinçle ve arzu ile yaparız. Yasak ettiklerini yapmaz ve azabından korkarız. Sen'den, bizlere rahmet ve ihsanının bol olmasını dileriz yâ Rahim.
Allah’ım! Bizlerden eksiksiz ibadet ve tâat bekliyorsun. Bunlara, ancak Senin sonsuz yardımınla sahip olabiliriz. Öyle ise; bize, Senin hoşnutluğunu kazandıracak, kusursuz ibadet ve tâatde bulunma imkanını bahşeyle!
Allah’ım! Vermiş olduğun nimetlerin elimizden çıkmasından, sağlık ve dirliğimizin bozulmasından, beklenmedik felaketlerden ve gazabının her türlüsünden ancak Sana sığınırız. Biz, aciz kullarının dualarını kabul eyle yâ Rabbi!
Yâ Rabbi! Bizleri, Kur'ân'ın hidayeti ile yola getir. Onun faziletiyle derecelerimizi yükselt. Kur’an-ı Kerim'in tilavetiyle günahlarımızı affet.
Ey bağışlaması ve ihsanı sonsuz olan Allah’ım! Ayıplarımızı ört, kalplerimizi pak eyle; hastalarımıza şifa; dertlilerimize deva, borçlarımızı ödemek imkanı ver. Din ve dünya işlerimizi islah eyle Yâ Rabbi!
Ey yerleri ve gökleri yaratan, gizli ve açık her şeyi hakkıyla bilen ve bütün varlıkların biricik sahibi olan Allah’ım! Gerçek bilir ve bildiririz ki, Sen'den başka Allah yoktur. Bizleri nefsimizin çılgın istek ve arzularından muhafaza eyle. Şeytan’ın bozguncu telkinlerinden Sana sığınırız. Allah’ım!Gönlümüzü, bütün azalarımızı sönmez, sonsuz nurunla aydınlat.
Yâ Rabbi! Bize, küfre açık kapı bırakmayan eksiksiz bir iman nasip eyle. Allah’ım! Bizi, yolunu şaşıran ve saşırıtanlardan değil, hidayete eren ve hidayete eriştiren kullarından eyle.
Yâ Rabbi! Görüşümüz kıt, gücümüz çok az; bu yüzden rahmetine ta'rifsiz derecede muhtacız. Ey her şeye Kadir, gönüllere şifa veren Allah’ım! Sen'den rahmetini dileriz. Duâmızı kabul eyle.
Yâ Rabbi! Maksadımız Sen’sin. Biz her isimizde Seni, her şeyde Seni kasd ederiz. Yalnız Seni isteriz. Bütün isteğimiz de, Senin bizden razı olmandır. Bizi, sevgili kullarından eyle Allah’ım!
Yâ Rabbi! Bizleri, iyilik yaptığında sevinen, kötülük yaptığında hemen pişman olup Sen’den afv dileyen seçkin kullarından eyle. Allah’ım! Bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz bütün günahlarımızı bağışla, çok bol olan rahmetini bizlerden esirgeme.
Yâ Rabbi! Bütün işlerimizin sonunu hayr eyle; dünyada rezil olmaktan, Ahiret’te de azabından muhafaza eyle.
Allah'ım! Bizi dirlik ve doğruluk üzere yaşat, aramızdaki sevgi bağlarını güçlendir, kalblerimizi ayni görüş ve düşünüş halkası içinde birleştir. Dinden, imandan, doğruluktan, Sana ibadet ve taatdan ayırma Yâ Rabbi!
Yâ Rabbi! Bizleri, verdiğin ni'metlere karsi sükür borcunu yerine getiren; nimetlerin karşısında nankörlük değil, bol bol hamd eden kullarından eyle, üzerimizden nimetlerini eksiltme, Allah’ım!
Allah’ım Son nefesde, ölümün aklı baştan gideren acılarından bizi koru. "La ilahe illâllah Muhammedün Resûlüllah" Ve "Eşhedü en la ilahe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh" diyerek, ruhumuzu teslim etmemizi nasib eyle Yâ Rabbi!
Hâsıl olan sevabı; Hazret-i Adem'den Hazret-i Fahr-i Alem Muhammed Mustafa sallallahüaleyhi ve sellem'e kadar gelip geçen bütün Peygamberan-i ilzam ve Rusûl-i kiram aleyhim'üssalâtü vesselam hazretlerinin ervah-i pâk-i tayyibelerine hediyye eyledik, ikram eyle Yâ Rabbi!
ÂI-i Ezvac-i Tahirat, ashab-i Güzin, Ensar ve Muhâcirin, Tabi'iyn, Tebe'i-tabi'iyn, Eimme-i Müctehid’in, ridvânullahi tealâ aleyhim ecma'iyn hazretlerinin de ervah-i pâk-i tayyibelerine hediyye eyledik. Sen vâsıl eyle yâ Rabbi!.
Müfessirin, muhaddisin, muhakkikin, ulema-i amilin, kurra-i kâmilin, meşâyih-i vasilin, sulehâ-i salihin, ağniyâ-i şâkirin, fukara-i sâbirin, gurebâ-i müslimin, hattatin, huffaz, tullab ve cemi-i hamele-i Kur’an-ı Kerim nevverallahü merâkidehüm ve ce'alel cennete me'vahüm efendilerimizin de ervah-ı pâk-i tayyibelerine hediyye eyledik, Sen kabul eyle Yâ Rabbi!
Bütün ehl-i imam ile Ehlullah'in ve Evliyaullah'in da ervah-i pak-i tayyibelerine hediyye eyledik, Sen vasil eyle Yâ Rabbi!
Velhâsıl; şu âna kadar dâr-i Dünyâ'dan dar-i Ukba'yâ irtihâI ve intikal eden bütün mü'minin-i mü'minat; müslimin-i müslimat, ma'sûmin-i ma'sûmat, mazlumin-i mazlumât, kaffe-i ehl-i imanin da ruhlarına hediyye eyledik, Sen kabul eyle Yâ Rabbi!
Cümlemizin kalbine İslam nurunu, Kur'an hidayetini ver. Cümlemizi Islam’a bağla, bizleri Müslüman olarak yaşat, Müslüman olarak öldür. Bizleri Dünyâ ve Âhiret mutluluğuna erdir. Dünya'da mekansız, Âhiret'de imansız bırakma Yâ Rabbi!
Yâ Rabbi! Habib'in Muhammed Mustafa, Kitab’ların, bütün sevdiklerin yüzü hürmetine, bizleri dergah-i bârigâh-ı ulûhiyyetinden bos çevirme, duâlarımızı kabul eyle, yâ Gafur u yâ Gaffâr.
Amin, Amin, Amin… Bi hürmeti seyyidi'l-mürselin ve'l-hâmdülillahi Rabbi'l-Alemin.
Sübhâne rabbike rabbi'l-izzeti amma yasifûn ve selâm ün ale'l-mürselin ve'l-hamdü lillahi Rabbi'l-Alemin ..
Hayırların fethi, şerlerin def'i, ehl-i imânın selameti, insanlığın kurtuluşu, memleketimizin her türlü kötülüklerden korunması, Ümmet-i Muhammed'in selameti için EL-FATIHA.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)