22 Mart 2012 Perşembe

Esmaul Husna

Allah,
er-Rahmân,
er-Rahîm,

el-Melik,
el-Kuddûs,
es-Selâm,

el-Mü'min,
el-Müheymin,
el-Azîz,
el-Cebbâr,
el-Mütekebbir,
el-Hâlık,
el-Bâri',
el-Musavvir,
el-Gaffâr,
el-Kahhâr,
el-Vehhâb,
er-Rezzâk,
el-Fettâh,
el-Alîm,
el-Kâbıd,
el-Bâsıt,
el-Hâfıd,
er-Râfi,
el-Muiz,
el-Müzill,
es-Semi',
el-Basîr,
el-Hakem,
el-Adl,
el-Lâtîf,
el-Habîr,
el-Halîm,
el-Azîm,
el-Gafûr,
eş-Şekûr,
el-Aliyy,
el-Kebîr,
el-Hafîz,
el-Mukît,
el-Hasîb,
el-Celîl,
el-Kerîm,
er-Rakîb,
el-Mücîb,
el-Vâsi',
el-Hakîm,
el-Vedûd,
el-Mecîd,
el-Bâis,
eş-Şehîd,
el-Hakk,
el-Vekîl,
el-Kaviyy,
el-Metîn,
el-Veliyy,
el-Hamîd,
el-Muhsî,
el-Mübdî,
el-Muîd,
el-Muhyî,
el-Mümît,
el-Hayy,
el-Kayyûm,
el-Vâcid,
el-Mâcid,
el-Vâhid,
es-Samed,
el-Kâdir,
el-Muktedir,
el-Mukaddim
, el-Muahhir,
el-Evvel,
el-Âhir,
ez-Zâhir,
el-Bâtın,
el-Vâli,
el-Müteâlî,
el-Berr,
et-Tevvâb,
el-Müntakim,
el-Afüvv,
er-Raûf,
Mâlikü'l-Mülk,
Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm,
el-Muksit,
el-Câmi',
el-Ganiyy,
el-Muğni,
el-Mâni',
ed-Dârr,
en-Nâfi',
en-Nûr,
el-Hâdi,
el-Bedî',
el-Bâkî,
el-Vâris,
er-Reşîd,
es-Sabûr.

17 Mart 2012 Cumartesi

Dost

Bir DOstu Olmalı İnsanın

Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın... 
Nereden çıktın bu vakitte” dememeli, 
Bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında; 
Gözünün dilini bilmeli, dinlemeli, sormadan, söylemeden anlamalı...
Arka bahçede varlığını sezdirmeden,
Mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında;
Sen her daim onun orada olduğunu hissetmelisin
İhtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli,
Kovuklarına saklanabilmelisin.
Kucaklamalı seni güvenli kollarıyla,
Dalları bitkin başına omuz,
Yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...
En mahrem sırlarını verebilmeli,
En derin yaralarını açıp gösterebilmelisin.
Gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz.
Onca dalkavuk arasında bir tek o,
Sözünü eğip bükmeden söylemeli,
Yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.
Alkışlandığında değil sadece,
Asıl yuhalandığında da yanında durup koluna girebilmeli.
Övmeli âlem içinde, baş başayken sövmeli.
Ve sen, öyle güvenmelisin ki ona övdüğünde de sövdüğünde de
Bunun iyilikten olduğunu bilmelisin.
Teklifsiz kefili olmalı hatalarının,
Günahlarının yegâne sahibi.
Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş,
Göz bebekleri bulutlandığında, fırtınayı sezebilmelisin.
Ve sen ağladığında onun gözlerinden gelmeli yaş...
Yıllarca aynı ip üstünde çalışmış,
İki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri...
Parkurun bütün zorluklarına rağmen,
"Dostluğumuzu koruyabildik,
Acıları birlikte göğüsledik ya
Yenildik sayılmayız" diyebilmeli...
Issızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda,
Küçücük bir kâğıda yazdığımız
Kısa ama ümitvarî bir yazıyı
Yüreğe benzer bir taşa bağlayıp
Birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz.
"Bunu da aşacağız! Bir Dost"

Can DÜNDAR

3 Şubat 2012 Cuma

Efendim-Sultanım

“Ey Sevgili! En Sevgili! Aşkımın tahtına oturan, naz makamının efendisi... Dünya insanının Sana muhtaç anları, nisan sabahlarıydı. Senin olmadığın iklimlerin yağmurları bulanıktı. Ötelerden bir rahmet düşmüyor, gönül yamaçları baharı bilmiyordu. Kâinata teşrifinle gönüller, cennet yamaçlarının rengini aldı ve hayat çeşmesinin ufukları damla damla görünmeye başladı.

Ne büyük şerefti Seni bilmek... Seni bize bildiren Rabb’e şükürler olsun... Adını, konuşmaya başladığımız zaman öğrendik. İlk ezberlediğimiz, belki Senin ismindi... Gönül heybemde gözyaşlarım, yürek tezgâhımda işlenen sancılarım ve Senden dilendiğim şefaatin var dilimde. İçim, en derin yerinde sızlıyor. Öyle bir sızı ki sese versem, kim bilir deli divane derler. Varsın kimse duymasın hıçkırışımı... Bu hicranımı Sana ulaştırmak istiyorum ben...

Ey kendisine yollanan selamları işiten vefalı dost! Sana ümmet olmak için Seni sevmek yeterse eğer, işte ben seviyorum. Elbette seviyorum. Mutlaka seveceğim. Nasıl sevmem? Kalbimin bütün zincirleriyle nasıl bağlanmam sana? Kimler Seni ölesiye sevmedi ki Ya Resulallah? Hz. Bilâl’e kızgın kumlar üzerine dayanma gücü veren, Sana olan bağlılığı ve sevgisi değil miydi? Hz. Ebubekir’e, “Anam babam Sana feda olsun Ya Resulallah!” dedirten bu sevgi değil miydi?.. Kendisini bıraktığını düşünüp Hz. Musab, Sana olan sevgisi yüzünden Cenab–ı Hakk tarafından şehadet mertebesiyle ödüllendirilmemiş miydi? Nasıl sevmem? Elbette seviyorum ve seveceğim. Bir ömür boyu.”





 Karşıyaka İmam Hatip Lisesi 1. sınıf öğrencisi Kamer Özdemir

25 Ocak 2012 Çarşamba

Tuzlu Kahve

Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika birşeydi. O Gün peşinde o kadar
delikanlı vardı ki... Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti.
Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı ama tam bir
kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular.
Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu.
Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı...
“Ben artık gideyim” demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı.

“Bana biraz Tuz getirir misiniz” dedi. “Kahveme koymak için.”

Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı. Kahveye tuz! Delikanlı
kıpkırmızı oldu utançtan ama Tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı.
Kız, merakla “Garip bir ağız tadınız var.” dedi.. Delikanlı anlattı: “Çocukken
deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım.
Denizin Tuzlu Suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.
Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı
dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu
ailemi hatırlıyorum... Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.
Onları ve evimi öyle özlüyorum ki...”

Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının... Kız dinlediklerinden
çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar
özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini
arayan, evini sakınan biri... Ev duyusu olan biri... Kız da konuşmaya
başladı. Onun da evi uzaklardaydı. Çocukluğu gibi...
O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu... Tatlı ve sıcak.
Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii...
Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses,
prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses
ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu...
Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü...

40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. “Ölümümden sonra aç” diye
bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Şöyle diyordu, satırlarında: “Sevgilim,
bir tanem. Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum
için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.
İlk buluştuğumuz Günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki,
şeker diyecekken ‘Tuz’ çıktı ağzımdan. Sen ve herkes bana bakarken,
değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim
ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı
defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim.
Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok...

İşte gerçek: Ben tuzlu kahve sevmem! O garip ve rezil bir tat.
Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim.
Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın
en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum.
Dünyaya bir daha gelsem, herşeyi yeniden yaşamak, seni yeniden
tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim,
ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da...”

Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında
birgün biri, kadına “Tuzlu kahve nasıl bir şey?” diye soracak oldu..
Gözleri nemlendi kadının...
Çok tatlı!.. dedi...

Seni Özlemek

Seni ilk gördüğüm gün başka kim varsa silinip gitti hayatımdan. Tatlı anılar bir yana hangi olay varsa zihnimden silindi. Yepyeni tertemiz bir başlangıçtı bu. Çıplağımkarşında arınmış durumdayım. Yaşamın iki yüzlülüğünüyalancılığını ihanetlerini kalleşliklerini soyunup karşına en saf en yalın benliğimle çıktım.

Sana ait olanı yaşamak istiyorum ben. Aşksa aşk sevinçse sevinç hüzünse hüzün acıysa acı. Senden gelen hiçbir şey korkutmuyor beni. Sen yanımda olduktan sonra her şeye dayanabileceğimi biliyorum. Gözlerindeki derin uçurumlarda bir dağcı edasıyla gezinmek mutlu ediyor beni. Seni her gün yeniden keşfediyorum. Bu keşifte yolumu kaybetmeme imkan yok. Pusulamda rehberimde sensin. Karanlık yollarda ışığımda sensin.

Demet demet çiçek oluyorsun. Ben o çiçek tarlasının acemi bahçıvanı birini koklasam diğerinin hatırı kalır diye üzülüyorum. Neyse ki her gün yeniden açıyorsun. Ve ben o renk renk çiçekleri bir daha koklama şansına sahip oluyorum.

Ne desem de sevda mı anlatsam diye düşünüyorum. Bu güne kadar söylenmiş en güzel sevda sözcükleri bile sana duyduğum aşkı ifade edemeyecek diye korkuyorum. Dünyanın bütün dilleriyle “Seni Seviyorum” desem yetmeyecek biliyorum.

Nereye gidersem gideyim yanımda götürüyorum seni. Hiç yalnız değilim bu yüzden.Ne gecelerim sensiz geçiyor ne gündüzlerim. Yaptığım her şeyde attığım her adımda mutlaka sen de varsın.

Özlemek aşkın yaramaz çocuğu. Ben o çocuğu bile uslandırdım artık. Özlenen sensin çünkü.
Sen benim için bu dünyada özlenmeye değer tek şeysin. Karşıma nasıl çıktığının önemi yok.Biz buna hayatın sürprizi diyelim.

Hani bir piyango bileti alır cüzdanında unutursun da haftalar sonra hatırlayıp listeye baktığında ikramiye kazandığını görür sevinirsin ya…
İşte Sen Benim Hayatımın Büyük İkramiyesisin !


Özdemir Asaf

KALPTEN GELENLER...

KALPDEN GELENLER
özlem nedir bilirmisin
yanında olupta ulaşamamak nedir bilirmisin
özlemek
can dediğin
canan dediğin
yakın olandır
özlemek,
yanıbaşındakini özlemektir
özlemek,
bir tutam papatyayı uzattığında
onu göremeyendir özlenen
varlığı
çok kıymetli
sessizliği ise can acıtandır
özlemek
hayatın anlamı olsada,onun farkında olmayandır özlenen
özlem güzel bir haslettir
özlediğinde o minnacık kalbin atışlarının değiştiğini görür insan
özlenene kavuşmak
zor olsada
ahirette olsada
arzudur-istektir
özlemek güzeldir

mustafa yerli

19 Ocak 2012 Perşembe

ÖZDEMİR ASAF

Dünüyle ünlü insanlar bugün gün yüzü görmezler.

Dost gerçekleri.. Düşman işine geleni.. Deli ağzına geleni.. Aşık içinden geçeni söylermiş.

Kendi bahçesinde dal olamayanın biri, Girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor.

Evlilik, iki kişilik yalnızlıktır.

İki yüzlünün dilinde tat, kalbinde ise fesat gizlidir.

Özgürlüğü elinden alınan çocuğa büyük derler.

Bir seni görsün istiyorsan gözüm, bir beni görmeli gözün.

Ağzında yalan varken konuşma!

Herkes fazlasıyla sevmiş, Ben eksikleriyle de sevdim oysa.

İnsan mı paraya bağlı, para mı insana bağlı ? Bu, insana bağlı.

Ne para istiyorum ne de pul. Tek bir istediğim var, o da yalansız bir kul.

insanı bedenen ameliyat etmek için bayıltmak gerekir,ruhen ameliyat etmek için se ayıltmak.

Kolay mıdır bir anda herşeyden vazgeçip gitmek, Yoksa herşeye rağmen gitmekten vazgeçip sevmek mi gerek ?

Unutsun beni demişsin, bu bana imkansız geliyor. Çünkü unutmam için önce seni hatırlamam gerekiyor.

Yanına kadar koştuktan sonra, Bir adım daha atamayacaksan eğer; Oraya kadar sakın koşma. Sana değil, bekleyene yazık olur.

Gelecekse beklenen, beklemek güzeldir. Özleyecekse özlenen, özlemek güzeldir. Ve sevecekse sevilen; O hayat herşeye bedeldir.

Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz.

Sevmeyi Bilmiyosan Kullanma O İki Kelimeyi ! “Yani Ne Sen Kirlet Ağzını O Sözle. Ne de O Söz Ağlasın Kimin Eline Düştüm Diye.

İnsanlar gelmeleriyle boşluk dolduranları severler, gitmeleriyle boşluk yaratanlara aşık olurlar.

İnsanın zamanı varsa, herşeyin gelmesini beklemeye mecburdur. Her şeyi varsa eğer; Zamanın geçemesini beklemeye mahkumdur.

Ne zaman imkansızı seversen, işte o zaman gerçek seversin.

Sustuğunu bilen olgundur, bildiğini susan değil.

Anı bahçelerinde üşümek sıcaktı.

Ölüm; ben seni utanç ile titrerken gördüm.

Beni öyle bir yalana inandır ki ömrümce sürsün doğruluğu.

Gerçek değer; gelmesi boşluk dolduran değil gitmesi boşluk yaratan.

Yolun geleceğini çizdim, geçmiş gibi.

Açlık insanı öldüren, partileri yaşatan bir olaydır.

Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler .

Bir sevgiyi anlamak, bir yaşam harcamaktır… Harcayacaksın!

Bugüne en uzak gün, dün.

Benimle ömür geçer mi ki dedim. Senle geçirmeye ömür yeter mi ? dedi. İşte bu bana bir ömür yetti.

Bir kez geçer, bir insan bir karşı’ya, Ondan sonra artık herşey karşı’dır.

İnsan parasını kaybedince fakir, özgürlüğünü kaybedince esir, aşkını kaybedince şair olurmuş.

İki tür nokta var ; biri önüne ve ardına bakar , biri ardına bakmaz ardını noktalar.

Gelmesen önemli değil, gelsen önemli olurdu!.. Gelmemen büyük yalnızlığımı doldurdu.

Sevilenin yanlışı görünmez, sevilmeyenin görüntüsü yanlıştır.

Her seven sevilenin boy aynasıdır. Sevmek sevilenin o aynaya bakmasıdır.

Ölünceye kadar seni bekleyecekmiş, Sersem. Beni seni beklerken ölmem ki. Beklersem.

Yaşamak için bırakılmış bir yön baktım, yoktu: Ben direnmek için elimden gelin yaptım.

Solan renkleri boyamakta o boyasız boyacı.

Seni bulmaktan önce aramak isterim. Seni sevmekten önce anlamak isterim. Seni bir yaşam bitirmek değil de, Sana hep hep yeniden başlamak isterim.

Bir insan treni kaçırırsa başka bir tren gelir onu alır. Bir ulus treni kaçırırsa başka bir ulus gelir onu alır.

Dün sabaha karşı kendimle konuştum. Ben hep kendime çıkan bir yokuştum. Yokuşun başında bir düşman vardı. Onu vurmaya gittim ve kendimle vuruştum.

Her korkan kaçmaz. Ama her kaçan, korkaktır.

Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın. Bu yılan doğadaki yılandır, toplumdaki değil. Yanlış anlaşılıyor.

Şu hayvan o kadar vahşî ki.. Onun üstesinden ancak insan gelebilir.

sen bana bakma ben senin baktıgın yerde olurum.

Güçlü olmanın türlü yolları vardır, dürüst olmanın bir tek.

Ben sevmekten hiç borçlu çıkmadım.

Bir kelimeye bin anlam yüklediğim zaman sana sesleneceğim. ÖZDEMİR ASAF